More Cool Stuff At POQbum.com

HANIMLAR BU YAZI SİZİN İÇİN..(alıntıdır)
30/10/2009 · Kategori: Keyfe keder
Unutmayın... Bir toz tabakası, altındaki ahşabı korur.
'Bir ev mobilyaların üzerine 'seni seviyorum' yazabildiğinde gerçek bir ev olur .'
Yıllardır her hafta sonu, 'aman biri çıkıp geliverirse' diye en az sekiz saatimi her şeyin mükemmel görünmesine harcıyordum.
En sonunda anladım ki, hiç kimsenin çıkıp geldiği filan yok; hepsi dışarıda hayatlarını yaşayıp eğleniyorlar !
ŞİMDİ, insanlar ziyarete geldiğinde, kendimi evimin durumunu izah etmek zorunda hissetmiyorum;
İnsanlar, benim daha çok dışarda hayatımı yaşarken ve eğlenirken ne yaptığımla ilgililer.
Bunu hala keşfedemediyseniz, lütfen tavsiyelerime kulak verin.
Hayat kısa, tadını çıkarın !
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın .......
ama onun yerine bir resim yapmak, bir mektup yazmak daha iyi değil mi, kurabiye ya da bir kek pişirmek, bir tohum ekmek toprağa, istemek ve gereksinim duymak arasındaki farkı keşfetmek ?
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın, ama bilin ki çok zamanımız yok . . . .
içilecek bir kahveyle, yüzülecek bir nehir, tırmanılacak bir dağ, dinlecenek bir müzik, okunacak bir kitap, dedikodu yapılacak arkadaşlar, sürdürülecek bir hayat .
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın,
ama bilin ki dünya gözlerinizi kamaştıracak güneşle dışarıda, saçlarınızın arasında gezecek rüzgarla, karla, sizi ıslatacak yağmurla... Bu gün bir daha yaşanmayacak.
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın , ama hep aklınızda bulunsun, yaşlılık bir gün gelecek ve bu çok da hoşunuza gitmeyecek . . .
Ve bir gün bu dünyadan gittiğinizde - ki hepimiz mecbur gideceğiz - geride daha çok toz bırakacağız !
Bunu hayatınızdaki kadınlarla paylaşın.
Topladıklarınız değil, nasıl bir yaşam yaşadığınıza dair dağıtabildiklerinizdir hayat...
********************************************************************
Blog yazarının notu:
Tamda haftasonu gelmiş , temizlik moduna girmeye çalışırken geldi bu mail çok sevgili İlkay'dan.. Yazarını bilmiyorum ne yazık ki.. Ama bol bol alkışlıyorum kendisini. Varsın ev tozlu kalsın. Dışarıdaki hayatı yakalayın. Zaten bahane arıyordum kendime ohhhh.. Çok iyi geldi vallaha.. Hadi sizde bırakın toz bezini elinizden. Atın kendinizi hayatın kollarına..

HAYATIN SİHİRLİ ANLARI..
20/10/2009 · Kategori: Keyfe keder
Hayatı mutlu yaşamak nasılda basit aslında.. Herşeyi biz zorlaştırıp çekilmez hale getirebiliyoruz. Haftalardır gözümde büyüyen aman nasıl yapacağım nasıl bitecek dediğim tüm ev işlerini haftasonu toparladım gitti. Yazlıklar kalktı ,kışlıklar çıktı (ki halihazırda yazlık kıyafetleri giymeye devam etsekte) bol bol çamaşır yıkandı. Ütü yapıldı. Camlar silindi ve tabiki bayram temizliğinde kaytardığım perde yıkama işlemi tamamlandı. Mutfak banyo herbir taraf pırıl pırıl yapıldı (ki buda her kadının bildiği gibi gelip geçici bir pırıltı) Hep aklımın bir köşesini tırtıklayan kırıntılardı bunlar, ayıklandı. Bu arada ben tüm bunları yaparken yorgunluktan bitap düşünce sevgili yarim bize nefis bir sofra hazırladı. Bu yorgunluğun üstüne daha ne istenir bilinmez yani.. Mutluluktan uçtum. Hatta o kadar lezizdi ki hep düşündüğüm erkekler genelde böyle güzel yemekler yaparken niyeki bize bırakırlar bu işi diyerekten düşünmeden de edemedim. (İşlerine geliyor sanırım) İçine sevgi katılınca herbirşey güzel elbette.... Bu arada sevdiceğim "ee çekmiyor musun resmini ? Bloguna koymayacak mısın ?" derde ben dururmuyum.. Buyrun....
Ellerine sağlık canım.. Gerçekten çok lezizdi. Hep deriz ya " Evdeki huzur, mutluluk budur".
Öyle değil mi arkadaşlar?
Haaa bu arada yemeğin tarifine gelince: Nasıl yaparsanız yapın bol bol sevgi katın yeter..

BaBAmA ÖzeL...
1/10/2009 · Kategori: Keyfe keder

Canım Babam,
Sevgim buradan uzanıp senin güzel yüreğine ulaşır mı?
Ben sana nasıl anlatsam seni nasıl sevdiğimi?
Belki sadece "SENİ SEVİYORUM" sözünün yalınlığı yeterli herşeyi anlatmak için. Üstüne birşey eklemeye gerek yok.
Bu doğum gününde böyle bir hediye vermek istedim sana. "Su uçar, yazı kalır "derler ya..
Çok şükür ki sen bizim babamız, canım annemizin eşi, torunlarının biricik dedesisin..
SENİ ÇOK SEVİYORUZ
BİZİM İÇİN ÇOK DEĞERLİSİN
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
CANIM BABACIĞIM
İYİ Kİ DOĞDUN
İYİ Kİ VARSIN

KÜRKÇÜ DÜKKANI...
28/9/2009 · Kategori: Keyfe keder

Geldik döndük dolaştık kürkçü dükkanına..Kendimi yaz tatilinden okuluna dönmüş çocuklara benzetiyorum valla.. Yaz sıcakları nihayetine erince biraz biraz bilgisayar başında vakit geçirmeye başladık artık. 
Ben gittim gideli hayat süprizlerini hazırladı bana bir bir bu yaz. Zaten biliyorsunuz yaşadığım kayıp beni oldukça derinden etkiledi. Hayatı sorgulamaya neden oluyor yaşananlar bazen . Bir dönem öyle oldu benim içinde.. Dibsiz bir kuyu hayat.. Bir kez daha anladımki hayat çok değerli. Her dakika her saniye.. Akşam sinemaya gidiyorsunuz.. Hemde 60 yaşından sonra lise aşkınızı bulup yeniden yüreğiniz pırpırlanmaya başlıyorken seçtiğiniz filmde
" AŞKA SON ŞANS" oluyor. Keyifle eve gelip günün yorgunluğunu biran önce dindirmek için yatmayı planlarken???? İşte ışık sönüyor.. Hayat bitiveriyor.. Ne geçiriyor insan o an aklından.. Ne hissediyor.. Ne düşünmeli şimdi.. Hayat bir kere yaşanıyor.. Kıymetini bilmek lazım.. Bu gün 43 gün oldu ZEYNEP ABLAM..
2009 yazı dostlarla sohbet, gönüllerde muhabbet , bol bol iş yorgunluğu, sık sık haftasonları Gizli Bahçeye kaçışlarla geçti..
İş yerinde de yenilikler oldu. Nihayet gerçekten doğru düzgün çalışan bir arkadaşla çalışmaya başladık. Keyifle çalıştığım bir iş arkadaşım oldu..
Bu arada aylar aylar önce duyurduğum şu TAŞINMA TELAŞI olayıda en nihayet uygun ofisi bulabilmemiz neticesinde gerçekleşiyor bu haftasonu. Yeni ofisimizde çalışmayı iple çekiyorum. Ne demişler:"Tebdili mekanda ferahlık vardır.."
Bu arada bayram öncesi MEHMEDİMİZDE askerden döndü..
Ablamızın kızı ELİFNUR üniversiteyi kazandı. Hepimiz sevince ve gurura boğdu.
Geleceğin en güzel mimarı olmaya aday şimdiden.Bu sene herkes için farklı deneyimler yaşayacağımız bir sürece giriyoruz. Daha önceki yıllarda Mert okuldan eve gelince babaannesinde alıyordu soluğu.. Bu sene babaannemiz Elifnur'un yanında kalacak bir süre İzmir'de.. Allah başka ayrılık vermesin ama onun yokluğunu çok hissedeceğiz bu sene.. Artık Mert büyüdüğünü gösterecek bize.. Bizimde daha çok aklımız kalacak Mert'te..
Mert yaz tatilini her allahın günü deniz girerek geçirdiği için marsık gibi oldu.. Bu sene YELKEN KURSU full devam etti.. Artık hayalinde ileride bir tekne sahibi olmak var. Bizi onunla gezdirecek..
Aslında resimlerde vardıda yükleyeceğim ancak.... Malum blogcu sorunları. Eksik olmasın yokluğumda sorun çıkarmaya devam etmişler..Şİmdilik hoşçakalın. Şu haftasonu taşınma işinide halledeyimde görüşeceğiz tekrar..

ZEYNEP 'E VEDA..
27/8/2009 · Kategori: Keyfe keder

Farkettiniz değilmi? Dün yazıya başladım ama bitiremedim.. Düğüm düğüm oldu kelimeler..
Anlatamadım. Hemen güzel yorumlarınız gelmiş sevgili arkadaşlarım. Hepiniz sağolun. Bugün evine gittim Zeynebimin.. Herşey toplanmış. Eşyaların hiçbir anlamı yok onlara anlam katan insanlar olmayınca..
İnsanın inanası gelmiyor böyle çekip gitmelerde....
Zeynep ablam sen yoksun artık.. Hala inanamasamda..
Artık her şarap içtiğimde, her Harris Aleksiu dinlediğimde, her sebzeli tavuk yaptığımda bir yanım hep eksik olacak..
Hayatta gerçek dost biriktirmenin değerini senden öğrendim... İnsan biriktiriyorum bol bol.. Bunu sen gittikten sonra Yunus'un hiç yanlız görmedikçe daha çok anladım.. Ektiğin dostluklar birbir sarmaladı onu.. Gözün arkada kalmasın sakın..
Reçellerini (biliyomusun bugün evinden kocaman bir kavanoz çilek reçeli aldım) ,peyniri çok sevişini, fasulye piyazını,zeytinyağlı pırasanı, ışıldayan gözlerinle gülüşünü, haylaz çocuk tavırlarını, hep muhalif asla boyun eğmez oluşunu, çocuk sevgini, ömrünün son günlerinde çalıştığın kreşte çocuklarla oynadığın neşeli oyunlarını, şaraplarını, bayram ziyaretlerimizi, sarhoş olup scrabble oynamayı, tansaşın önünde beklerken bana el sallayıp öpücük yollayışını , daha neler neleri....Çok ama çok özleyeceğim..
HOŞÇAKAL..
NOT:
Bu güzel kadının dimdik bir hayat öyküsü vardı. Herkese örnek olabilecek. Birde Bodrum'da yaşayan onun gibi kadınlarla ilgili bir kitap yazılmıştı. Zeynebimin öyküsüde orada var. Belki bulursunuz okursunuz dedim. Onuda BURAYA ekledim.

Yine.. Yeni..Yeniden..
26/8/2009 · Kategori: Keyfe keder
Yaz ayları yavaş yavaş nihayete ererken bizde artık yavaş yavaş balkonlardan içerlere taşınmaya başlar olduk.. Artık öyle bilgisayar başında yapış yapış olmadan oturabiliyorum. Çok özledim buraları.. Evimi.. Düş Bahçemi..
İnsan düşünde hep güzel şeyler görmüyor ne yazık ki.. Bazen kötü rüyalar, karabasanlarda oluyor. Aslında ne çok isterdim bomba gibi müthiş neşeli bir şekilde dönmeyi aranıza.. Ama hayat süprizlerle dolu işte.. Acı ve Tatlı..
Yaklaşık on gün önce bütün yaz aylarımın güzelliğini alıp götüren bir kayıp yaşadım.. Sevgili Zeynep ablamı aniden kaybettim.. Benim, eşim ve oğlum için çok özel bir insandı Zeynep Ablam.. Oysa daha bir sabah önce evinin oradan arabamla geçerken minibüs beklediği yerden bana öpücük yollayıp el sallamamışmıydı.. O sabahta göremeyince onu "Hay allah .. bu sabah kaçırmışım Zeynep ablamı" diye düşünmemişmiydim.. Oysa o......
Oysa o bir sabah önce bana veda etmişte ben bilememişim..
Kısacık civciv sarı saçları ve sürekli gülen yüzü...

BeN gELdİmmMM..
25/7/2009 · Kategori: Keyfe keder
Varlığımla yokluğum arasında geçen sürede blogumda değildim ama aklım hep buradaydı. Arayan soran ,merak eden, selam veren,
vermeyen,yorum bırakan ,bakıpta çıkan
, yine mi mum çiçeği resmi fenalık geldi diyen
herkese MERHABA..
Bu bir veda yazısı değil ama bir ara verme yazısı.. Yaz gelince akşamları kavurucu sıcaklarda bilgisayar başında oturmak işkence haline gelmeye başladı. Bir nevi beyin sulanmasıda eklenince yazı yazamaz oldum. Ama aklım hep burada.. Haftasonları soluğu Gizli Bahçede alıyoruz. Hal böyle olunca vakit kalmıyor..
Hepinizden özür diliyorum. Artık yaz tatilindeyim varsayın olur mu?
Ben geldim yazdım ama gidiyorum yani tekrar. Ama kayda değer birşey olursa tekrar araya sıkıştıracağım söz..
Lütfen bu geçici ayrılık için kusura bakmayın olurmu? Herkese güzel bir yaz diliyorum..

OkuL BitişleRi..VedaLar...YoRGuNLuk .............
14/6/2009 · Kategori: Keyfe keder
Bu kadar şampiyonluk rehaveti yeter artık değil mi arkadaşlar? Son olarak eklediğim yazıdan sonra öylesine bir koşuşturmaca yaşadım ki sormayın. İşler zaten yeterince yoğun. Birde üzerine eklenen okulların kapanmasıyla gelen vedadır mezuniyettir koşuşturmacası eklenince iyice bitap düştüm. Birde son zamanlarda evdeyken yaşadığım bağlantı sorunları nedeniyle iyice uğrayamaz oldum buralara.
Nereden başlasam bilemiyorum. Hafta için çok yoğun çalışıyorum. Bu kadar yoğunluğu bazen kaldıramayacağımı düşünüyorum gerçekten. Üstelik hani şu tavana vurmuş işsizliğe rağmen eleman bulamamış olmamızda işin en ilginç yanı. İnsanlarımız bir tuhaf olmuş. Ne iş beğeniyorlar ne ücret. İstiyorlar ki otursunlar masa başında sonrada alsınlar bir dünya para. Ben artık anlayamaz durumdayım yani. Üstüne her hafta 60-70 sınırında gezinen açtığımız icra dosyalarıda cabası. Tuhaf bir durum yani. Neyse bunu daha fazla uzatmayayım. Bu arada bildiğiniz üzere okullarda nihayete erdi. Oğluş bu sene 5 'i bitirdiği için mezuniyet değilde ilkokul öğretmenlerine veda mahiyetinde bir gece düzenlediler. Tabii bütün bir haftamız neredeyse ne giysek derdiyle geçti. Onuda hallettikten sonra güzel bir gece geçirdik çok şükür. Bakalım yepisyeni öğretmenlerimizle ne badireler atlatacağız. 
Hayat böyle koşuşturmacayla geçince günler yuvarlanıp gitti işte ben blogumun başına oturuna kadar. Bu arada görümcemin kızının kep töreni ardından bugün yaşadığı üniversite sınavı heyecanıda bizi sardı. O da dahil bir çok arkadaşımızın çocuklarından soruların çok zor olduğunu duydum. Allah hepsinin yardımcısı olsun. Bahtlarını açık etsin. Vallaha insan sudan çıkmış balığa dönüyor zaten sınavdan sonra. Ben şu yaşıma geldim hala zaman zaman sınava girdiğimi görürüm rüyalarımda daha ne olsun.
En önemli haber dün oğluş bir süre tatil için anneannesinin yanına İzmir'e gitti. Hem de otobüsle ve tek başına bir yolculuk yaptı ilk kez. Yahu artık büyüdü benim oğlum ya. İnsan inanamıyor ama böyle zamanlar dank ediveriyor insana. Dönüncede geçen yılki gibi bu yazda Bodrumspor Yelken Kulübündeki optimist kurslarında alacak soluğu. Ama bu sene bir farkla Optimist yerine LASER kullanacak. Daha büyük bir tekne yani. Artık onların resimlerinide burada görürüsünüz sık sık.. Şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımda yazları sık sık yaptığım belki bir çoğunuzun bildiği güzel bir patlıcan yemeği tarifim olacak. Ben bu versiyonunu son 2 senedir yapıyorum. Kayınvalidemden öğrendim. Orjinal adının ne olduğunu bilmiyorum. Bilen varsa yazsın bana
Neyse reklamları da izlediniz. Umarım bu hafta umduğumdan daha az yorucu geçerde bir an önce tarifimi eklerim.

ÇARŞI NİYE GERİCİLİĞE KARŞI
1/6/2009 · Kategori: Keyfe keder
Tribüne ünlü devrimci Che posteri de asıyorlar; 1 Mayıs’ta Taksim’e de yürüyorlar. Nükleer santrallara da, ırkçılığa da karşılar. Son Galatasaray maçında açtıkları "Türkan Saylan onurumuzdur" pankartı ise polis engeline takıldı. Peki Çarşı niye devrimci? Bu tavırları hangi siyasal hareketten miras kaldı?
YIL: 1902.Yer: İstanbul-Beşiktaş Serencebey Mahallesi’nde bir konak.Konağın bahçesinde devrin ileri gelenlerinin genç çocukları spor yapıyorlardı.
Kimi jimnastik hareketleri yapıyor, kimi güreşiyor, kimi de halter kaldırıyordu.
Devir, Sultan II. Abdülhamid devri; bırakın idman yapmayı-sporu; iki kişiden fazla insanın yan yana gelmesine kuşkuyla bakılan bir dönemdi.
Her yanda hafiyeler dolaşıyordu. Saraya jurnal mektupları yağıyordu.
Böylesine bir ortamda, Yıldız Sarayı’nın hemen yanındaki Serencebey’deki bir konakta gençlerin bir araya gelmesi kuşkusuz hemen ihbar edilmişti.
Sporcu gençler; Nazım Nazif (Ander), AhmedFetgeri (Aşeni), Mehmed Ali Fetgeri (Aşeni),Hüseyin (Bereket) Cemil, (Tayyareci) Fehmi, Mehmed Şamil, Haydar, Şevket gibi gençler gözaltına alınıp Yedi-Sekiz Hasan Paşa komutasında ünlenmiş Beşiktaş Karakolu’na götürüldüler.
Gençler karakolda bir köşede korkudan titriyorlardı.
İçlerinde bahriyeli Ahmed Fetgeri gibi askeri öğrenciler de vardı.
Karakol görevlileri ise şaşkındı. İhbar edilen gençlerin hemen hepsi eski saraya yakın ailelerin çocuklarıydı.
Örneğin, basılan konağın sahibi Medine Muhafız Komutanı Ferik Osman Paşa’ydı. Oğlu Mehmed Şamil ve yeğeni Hüseyin (Bereket) gözaltına alınanlar arasındaydı.
Keza Fetgeriler, Gürcistan tahtına kadar yükselmiş, daha sonra İstanbul’a göç etmiş,saraya yakın durmuş bir ailenin çocuklarıydı.
Neyse ki iş sonunda anlaşıldı. Gençler sadece beden hareketleri yapıyorlardı; o dönem kötü gözle bakılan futbol bile oynamıyorlardı! Seryaver Mehmed Paşa’nın çabalarıyla gençler sürgüne gitmekten kurtuldular. Padişah affetmişti. Üstelik...
Saray, gençlerin beden hareketleri yapmasına izin vermişti. Korktukları olmamıştı.
Hatta o günden sonra, Sultan Abdülmecid’in oğlu Abdulhalim Efendi ve Sultan Mehmed Reşad’ın oğlu Ömer Hilmi Efendi de gençleri destekledi; sık sık onları ziyaret etti.
Sarayın desteğini alan gençler, 1903 Mart’ında Bereket Jimnastik Kulübü’nü kurdular.
İlk başkan da konağın sahibi Ferik Osman Paşa’nın oğlu Osman Şamil oldu.
O yıllar; Recaizade Mahmud Ekrem’in ölümsüz eseri "Araba Sevdası" romanında yazdığı gibi Batı özentili davranışların moda olduğu dönemdi. Bu dönemin gösteriş sembolü ise atlı arabalardı.
Bereket Jimnastik Kulübü’ne gençler arabayla gidip geldikleri için halk bunlara "arabalılar takımı" adını verdi.
Bereket Jimnastik Kulübü’nün kuruluş öyküsü böyleydi.
Takımın kaderini 31 Mart 1909 gerici ayaklanması değiştirecekti.
İlerici Hareket Ordusu’nun takımı
1908 Temmuz Devrimi’ne (II. Meşrutiyet) karşı çıkan yobazlar, İstanbul’da ayaklandı.
İsyanı bastırmak için (aralarında Mustafa Kemal’in de bulunduğu) Hareket Ordusu, Selanik’ten yola çıktı.
Osmanlı aydınlanmasının simgesi Hareket Ordusu’na Edirne’de de subaylar katıldı.
Bunlardan ikisi, Fuat (Balkan) ve Mazhar (Kazancı) adlı subaylardı.
İkisi de sporcuydu.
Fuat (Balkan) eskrim yapıyordu; Mazhar (Kazancı) ise güreş ve halterle ilgileniyordu.
İstanbul’daki gerici ayaklanma bastırıldıktan sonra bu ilerici subaylar, Bereket Jimnastik Kulübü’ndeki gençlerle tanıştılar. Onlara birlikte spor yapma fikrini götürdüler.
Sarayın "arabalılar takımı" teklifi kabul etti.
Ancak...
Devrimci subayların teklifiyle Bereket Jimnastik Kulübü’nün adı Beşiktaş Jimnastik Kulübü olarak değiştirildi.
Fuat’ın (Balkan) Beşiktaş Ihlamur’daki evinin altındaki yer, yeni kulüp binası oldu.
Zamanla sporcu sayısı arttı; Ihlamur’dan Akaretler’deki 49 numaraya gelindi. Bir müddetsonra da 84 numaraya taşınıldı. Gençler bu binaların arkalarındaki bahçelerde jimnastik,eskrim, güreş, halter, boks yaptılar. (Bu bahçelerin bazıları günümüzde İstanbul’un en gözde lokantalarına ev sahipliği yapıyor.)
Fuat’ın (Balkan) kulübe getirdiği ilerici subaylar arasında Dolmabahçe güvenliğinden sorumlu, eskrimci Yüzbaşı Şeref de vardı. BJK’nın eskrim takımının kaptanıydı.
Kardelenlerin manevi annesi Türkan Saylan için "onurumuzdur" pankartını açan Çarşı Grubu, kuşkusuz Yüzbaşı Şeref’i iyi tanıyordu.
Çarşı, duyarlı duruşunu/tavrını Yüzbaşı Şeref’ten/Şerefler’den miras almıştı. Nasıl mı?
Kurtuluşun simgesi Kardelen
Savaş kaybedilmiş ve İstanbul işgal edilmişti.
Yüzbaşı Şeref, Mondros Ateşkes Antlaşması gereği Dolmabahçe önünde 120 askeriyle birlikte silahlarını teslim etti.
Silahını teslim etmek Yüzbaşı Şeref’e çok ağır geldi. Ne yapacağını bilememenin çaresizliğiyle birkaç gün İstanbul sokaklarında dolaşıp durdu.
Bir gün...
Beşiktaş’ta balıkçı kahvesinde otururken yanına bir balıkçı geldi, okuma yazması olup olmadığını sordu. Teknesinin adını yazdırmak istiyordu.
Yüzbaşı Şeref, balıkçının elindeki boyayı aldı ve sordu: Teknenin adını ne?
Balıkçı gülen gözleriyle, "Kardelen" dedi!
Yüzbaşı Şeref’in, Harp Okulu’nda öğrendiği "hat" ile yazdığı "Kardelen" ismi, balıkçının çok hoşuna gitti. "Ağam sana bir borcum var" dedi.
Yüzbaşı Şeref işini bitirince divan kurulu üyesi olduğu Beşiktaş Jimnastik Kulübü’ne gitti.
Morali düzelmemişti; işe yaramaz olduğuna karar verip intihar etmeye karar verdi; kulübün tavan arasına sakladığı baba yadigárı tabancasına sahibi olduğu tek mermiyi sürdü.
Tabancayı şakağına dayadı. Tam sıkacakken Bahriye Subayı Ahmed Fetgeri (Aşeni) odaya daldı.
Hemen silahı Yüzbaşı Şeref’in elinden kaptı. Arkadaşının koltuğunun altına girip alt kata indirdi; çay ikram etti.
Arkadaşının bu çaresizliğini yok edecek bilgiyi verdi: Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun’a gitmişlerdi. Umut Anadolu’dan doğuyordu.
Yüzbaşı Şeref bu sözlerle kendine geldi. Ahmed Fetgeri Bey’e sarıldı; son mermisini düşmana karşı kullanacağına dair söz verdi. Anadolu’ya gidecekti.
Aklına Kardelen adlı tekne geldi. Balıkçı İnebolu'luydu, Rum meyhanelerine balık getirmiştive ertesi sabah memleketine dönecekti.
Yüzbaşı Şeref hemen hazırlanmaya başladı. Tabancasını beline sokup tam kulüpten çıkacakken Ahmed Fetgeri elinde küçük bir torbayla karşısına çıktı. "Bunu da al" dedi."Ama söz ver, Anadolu’ya gidinceye kadar içine bakmayacaksın..."
Yüzbaşı Şeref, küçük Kardelen Teknesi’ne binip yüzlerce subay gibi gizlice Anadolu’yagitti; Kurtuluş Savaşı’ na katıldı. Gazi oldu.
Torbada ne mi vardı?
İstanbul’da azınlıkların futbol takımları Pazar Ligi maçları oynardı. Beşiktaş futbol takımı bu lige kabul edilmek için ısrarla başvurmuş ama hep reddedilmişti. Sonunda Beşiktaş," "Türk İdman Birliği" " adı altında Türk takımlarının mücadele ettiği bir lig kurdu. 1919’da bu ligin ilk şampiyonu oldu. Ödülü ise "Ertolhd" marka bir futbol topuydu.
Yüzbaşı Şeref’in torbasında işte bu futbol topu vardı!..
Ahmed Fetgeri, Beşiktaş’ın ilk kupa ödülünü Anadolu’ya göndermişti.
Bitmedi;
olayın diğer kahramanı Ahmed Fetgeri iki dönem BJK başkanlığı yaptı. Ve; 19 Mayıs’ın "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kutlanılmasını ilk öneren isim oldu.
Tüm bunlar rastlantı mı?
Beşiktaş taraftarı, bu devrimci tarihinden koparılıp toplumsal sorunlara sırtını dönen bir seyirci haline getirilebilir mi?
İşte Çarşı, bu mirasa sahip çıkmaktadır...
Soner Yalçın

YakışıR SaNa 2 Si 1 aRaDa...
30/5/2009 · Kategori: Keyfe keder
Şampiyon BEŞİKTAŞIM... 
Okyanusun ötesinden bir şampiyonluk şiiri yazmış Leman Julide K. Bayıldım ben
sen
SİYAH-BEYAZ
düş
KALE mim ucuna
yazılası yüz yıllık efsanem.
düş/tün
kalbine okyanusun
boyandı(m) gökkuşagına.
LJK
« Önceki :: Sonraki »



