More Cool Stuff At POQbum.com

Gitmek mi Zor Kalmak mı Zor?
17/11/2009 · Kategori: Dusundum tasindim
![]()
Süprizler çoğunlukla mutlu eder insanı. Ama gerçekten çok büyük bir süpriz oldu doğrusu. Mutlumuyum. Hayır. O kadar kararsızım ki devam edip etmeme konusunda. İyi tarafından bakmaya çalışıyorum. Mesela son kim yazı eklediyse anında görebilme imkanım var artık . Bu çok güzel mesela. Durum bildirimide güzel bence. Birbirimizin duygu ve düşüncelerini bilerek daha yakın iletişim kurabileceğiz birbirimizle. Ama blog yazarken amaç bu muydu bilemiyorum? Bir tür moda değimle çakma facebook durumu söz konusu. İyi şeyler yapmaya çabalanmış. İyi niyetli bir emek söz konusu sonuçta. Saygı duymak lazım emeğe. Ama yoruyor bazı noktalar insanı. Blogtaki yorum kısımları mesela. Gönderince gidip gitmediğini anlamıyorsun. Teknik aksaklıklar zamanla düzelecektir umarım. Kafam benimde çok karışık. Giden arkadaşlarımızın peşine takılmak gelmedi değil içimden. Dur bakalım dedim sonra.
Vazgeçme hemen.
Kolaya kaçma.
Olur mu olur?
Dur bakalım!!!

ÖZLÜYORUZ...
10/11/2009 · Kategori: Dusundum tasindim


Nihat Genç'ten Açılım Gerçeği..
25/10/2009 · Kategori: Dusundum tasindim

SİZDE ALLAH(c.c) HAYRANI MISINIZ?
21/5/2009 · Kategori: Dusundum tasindim
Şimdi bu da neymiş dediğinizi duyar gibiyim.Hayatımda böyle bir şeyi ne gördüm ne duydum. Bu dinimiz ya da inançlar adına yapılanları bazen aklım hafızam almıyor , alamıyor.. Tesadüf eseri facebookumda gezip dolanırken - ki bu sitede işte beğendiğiniz hayran olduğunuzu sanatçı veya herhangi bir şeyi , buna Nutella ve Tipitip sakızıda dahil bulabilmek mümkün - bir hayran sayfası gördüm ki akıllara zarar.
Koskoca harflerle hayran olunası sayfa başlığı ALLAH(c.c) yazıyordu ki dilimin tutulduğu an işte o andır. Bunu hangi aklı evvel yaptı bilmiyorum ama amacı neydi anlamakta zorlanıyorum.
İnsan bir facebook sayfasından Allah'a niye, neden, ne amaçla hayran olurda profiline ekler , ne düşünüyorsunuz çok merak ediyorum bunu yaparken . Yani içinizdeki müslümanlık din inancı allah sevgisi bu mu sizin? Şimdi daha mı çok müslüman oluyorsunuz? Ya da dindar.. Çünkü sadece müslümanlar inanmıyor değil mi Allah'a? Yani hayran olurken dini sorulmuyor adamın. Ancak baktım ve de gördümki müslüman ahali çoğunlukta mesaj yazanlar arasında.
Gülsem mi ağlasa mı bilemediğim bu eşsiz sayfayı yaratan arkadaşımız birde Allah'ın Sevilen sayfaları bölümüne Genç Fenerbahçelileri eklemiş ki asıl komedi burada başlıyor. Yani görüyoruz ki Allah Peygamberlerini değil Fenerbahçeyi daha çok seviyormuş buradan bunu anlıyoruz. Sayfanın gönderileri bölümünde Allah(c.c) bölümünü tıklayınca ise "Allah(c.c)nin başka gönderisi yok" yazısı çıkmasın mı?
Yahu nedir bu ya...???
Ne yapıyor bu insanlar..??
Hiç mi birşeye saygı vs. kalmadı artık..??
Kim ciddi, kim dalga geçiyor anlamak mümkün değil.
Profiline ekleyip daha çok kişiyide Allah(c.c) a hayran etmemiz mümkünmüş (mümkün mü?)
Hangi eğitimli ,kendini bilir kişi, gerçekten inançlı olan bir insan bu tür sayfalara dahil olur ki.. Olmaz değil mi?
Ancak densizlerin işi bu.. Ama görüyoruz ki Allah(c.c) a tamtamına 342.614 kişi (yazıyla üçyüzkırkikibinaltıyüzondört) - yanlış okuyamadınız yani- hayran olmuş. İnanılır şey değil.
Şimdi eğitim için bunca çaba harcayan insanları görmezden gelip , Türk gencinin beynini uyuşturup ,bu tür güya sosyalleşme platformlarında kaba tabirle (şahsım adına gerçekten inananlardan özür diliyorum) yaradan üzerinden geyik çevirmeye kadar vardıran eğitim öğretim sistemimizin medarı iftar-ı gelmiş geçmiş tüm hükümetlerimize diyecek kelime bulmakta zorlanıyor şu zavallı bünyem..
Sizin yıllarca yapamadıklarınızı yaptı diye utanmadan birde üstüne kafir ilan ettikleriniz tüm inananları kıskandıracak bir cenaze töreniyle hakkın rahmetine kavuşurken, sizin yetiştirdiğiniz nesil bu beyinsizliklerle vakit geçiriyor işte.
Dip Not:
Aslında yeri değil belki ama dün akşam Showhaberde dinlediğim Türkan Hoca'nın cenaze namazını kıldıran o mübarek insanın anlattıkları ayrı bir dumur konusu benim için.. Dinlememiş olanlar için müftünün anlattıkları kısaca şöyle; müftü namaz için camide beklerken merhumenin gelmesini ,camiye bir genç geliyor. Cenaze namazını kimin kıldıracağını soruyor ve namazı kıldıracak müftüye namazdan sonra açmak koşuluyla bir not veriyor. Tabii genç gidince müftü nota açıp bakıyor. Yazan şu: "Her kim ki bu kadının cenaze namazını kıldırır, o kişi tez vakitte çarpılsın"
Yani pes ve de pes.. Üstelik bunun olacağına inanıyordur bu kendini bilmez .. Ne acınası bir durum.

ERGENEKON SAÇMALATMACA..
14/4/2009 · Kategori: Dusundum tasindim

SİNDİREMEYECEKLER..
14/4/2009 · Kategori: Dusundum tasindim
İki gündür gelip gelip dönüyorum sayfamdan. Tam yazıyorum derken vazgeçiyorum. Buldum kelimeleri derken kaybediyorum. Aklımdan geçenleri evirip çevirip duruyorum. Sesim çıkmıyor adeta çığlık atmak isterken. İçim kapkara olmuşken dışımdan neşeli bir şeyşer yazmaya çalışmak nafile. Takip edenler bilir beni Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Üyesiyim bir süredir. Onlarla tanışmam ve onlara dahil olma sürecimi buradan okuyabilirsiniz. Hayatımda aldığım en isabetli kararlardan biriydi kendi açımdan. Bugünkü durum içinde ise yapılanları ,olanları içim ezilerek izliyorum. Bu kaçıncı dalga?
Herkesler birşeyler yazıp çizmiş bakıyorum gazetelere. Ama bunu mutlaka okuyun istedim. Vatan gazetesinde Dilek Önder yazmış...
"İçinden dalga geçen cumhuriyet
12’inci...
Bir dalga geçiyor ya da biri dalga geçiyor ama kim?
Nedir bu dalga?
Kim geçiriyor?
Ergenekon bir sindirme operasyonu mu?
Atatürkçü, laik, çağdaş insanları sindirme...
Hiç sanmıyorum...
Hatta bu hükümete de yalnızca burada katılıyorum...
“Ergenekon bir sindirme operasyonu değildir.”
Kimi sindirecekler ki!
Kimi?
Türkan Saylan’ı mı?
Onun arkasında, önünde, sağında, solunda veya çok uzaklarda aynı akılla yaşayan milyonlarca kadını mı?
Ya da Sabih Kanadoğlu’nu mu?
İlkelerinden ödün vermeyen, onurlu, çağdaş milyonlarca erkeği mi?
Onların çocuklarını, torunlarını mı?
Kimi?
Yoksa bu sindirme değil de gerçekten de bir darbe operasyonu mu?
Darbe operasyonu da, arada bir ipin ucunu mu kaçırıyorlar?
Anlamadan...
Onlara dokununca milyonlarca insanın da aynı anda vicdanını, laik ruhunu acıttığını anlamadan...
O milyonlarca kadının, erkeğin aklının ve yüreğinin aynı anda isyan edeceğini anlamadan...
Anlamak istemeden...
Ya da umursamadan...
Yoksa ikisi de değil, hakikaten de bir hesaplaşma mı?
Bazı eski solcuların sevinçleri de bu yüzden mi?
Türkiye tarihindeki bütün baskıcı rejimlere karşı çıkmış olan onların, bu sefer, bu kadar sevinmeleri...
Bu baskıyı, “baskı”dan saymamaları...
Gıklarını çıkarmamaları...
Bırak gıkını çıkarmayı, “Ne var? Benim annem de kanserden öldü. Soruşturmayla ne alakası var?” demeleri...
Bizi de duygu sömürücülüğüyle suçlamaları...
Sırf askere karşı diye, hesap soracağız diye, yapılan bütün kötü muameleleri, haksızlıkları mübah saymaları...
Hep bu yüzden mi acaba?
Yoksa bunların hepsi birden mi?
Hem Darbe hem Hesaplaşma hem de Sindirme operasyonu...
Üçü bir arada...
DHS...
DHS’de 12. dalga...
12 olsa ne olur, 22 olsa ne olur?
Sahi ne olur?
Yok, yok...
Hepsi olur ama bu bir sindirme operasyonu olamaz.
Kimi sindirecekler?
Kim sinecek ki?
Bu ülkede kimse sinmez.

BÖYLE KAZANILIR BU ÜLKEDE SEÇİMLER
9/4/2009 · Kategori: Dusundum tasindim
Benim sayfamdan açamazsanız videoyu BURADAN izleyebilirsiniz.. Yorumlarınızı bekliyorum..

Gönül Yorgunluğu...
23/2/2009 · Kategori: Dusundum tasindim
"Öyle fena ki bu gönül yorgunluğu!
Beden yorunluğu hiçbir şey ifade etmiyor onun yanında.
Bedeni yorgunmuş vız gelir insana,eğer gönlü dinlenik ve sağlamsa.
Ama varsa gönüllerde arıza,insan başlıyor yavaşlamaya,hayatı "Çekilmez bu'" diyerek yaşamaya,
Sorgulamaya,
Kafasını yan yatırıp boynu eğik derin derin nefes almaya,
"Yorgunum ben .." diye hayıflanmaya... "
Devamını Oku
*******************************************************************
Aynen böyle yazmış Yonca Tokbaş.. Hürriyet'te kendisi. Bir süredir yazılarını takip ettiğim köşe yazarı.. Tam da böyle bir yorgunluk içindeyim sanırım. Ay hele artık haber izlemek işkence haline dönüştü. Sanki benim ülkem gerçeği karşımda çözümsüzlükler yumağı gibi duruyor . Sinirlerim bozuluyor. Bağırasım geliyor. Ve hatta bazende bağrınıyorum tv karşısında. Açlar , işsizler, pervasız politikacılar, sevimsiz siyasetçiler, zamlar, yardım kuyruklarındaki insanlar, seçim meydanlarındaki çirkeflikler........ Hangi birini saymalı..
Bu yoruyor gönlümü sanırım. Burada bir lisede -ismi lazım değil- iki gence defterlerinde Che Guevera'nın Lenin 'in sözü var diye ve heryerde satılan bir dergiyi okuyorlar diye " Vay siz bölücülük mü yapıyorsunuz" diyerekten 3 gün okuldan uzaklaştırma cezası verildi. Bu ülkede bu sözleri defterine yazmak suçmuş ve de her gazete bayiinde satılan bir dergide yasakmışta bizim haberimiz yokmuş. Bu ülkede artık ekonomik kriz nedeniyle yaşlılar cami avlusuna bırakılıyorsa, işten atılan işçi patronunun karısını boğazlayabiliyorsa, her dakika işini kaybedenlere yenileri ekleniyorsa, zam üstüne zam yaparken en derinden hareket eden hükümet azıcık yaptığı indirimi marifetmiş gibi gösterip barım barım meydanlarda bağırıyorsa, bu ülkenin -benim olmayan- cumhuru Afrika'nın bilmem ne ülkelerinde Fethullah okullarında sözde gezintilerinde benim paramla keyif çatabiliyorsa.... herşey haram zıkkım olsun onlara demek geliyor içimden... Hatta diyorumda... Nasıl gönlüm yorulmasın?.......

AşK EskiMeyEnDir...
13/2/2009 · Kategori: Dusundum tasindim
Bir ömrü beraber geçirmeyi sevdiğinin yanında olmayı kim istemezki...Aslında hayata çok büyük anlamlar yüklememek onu basit olduğunda da muhteşem bulabilmek, içinde o huzuru ve mutluluğu hissetmek gibisi yok sanırım.Yine bir Sevgililer Günü yaklaşıyor. Hayatımda hiçbir dayatmaya tahammülüm olmadığı gibi bu günede yok ne yazıkki. İçimde bu günü kutlamak sadece pazara katkı payı yapmak gibi birşey benim için. Zaten sevdiğime söyleyebileceğim ve ondan duyabileceğim en güzel şeyleri hayatımın akışı içinde yaşıyorum.Gerisi teferruat...
Yine başladı reklamlar Sevgililer Gününe dair. Al vatandaş al. Sende sevgiline birşeyler al. Bitmek bilmiyor ardı arkası kesilmiyor. Sokağa adımınızı attığınız anda sanki gözünüze sokuyorlar unutmayın sevgilinizi birşeyler alın. Harcayın, harcayın...Tüketin, tüketin...Herşeyle bir sevginin anlamınıda tüketin..
Bunlar benim üstüme üstüme geldikçe dahada sinir olup dahil olmamak için direniyorum. Buna ihtiyacımız varmı sizce?
Üstelik hayatımızda önemsenecek o sevgi diye adlandırdığımız olgunun maddi desteğe ihtiyacı olduğunu hiçmi hiç sanmıyorum. Çocuklarımıza bıraktırdığımız değerler içinde bunlar olmamalı.
Geçenlerde bir tv kanalında ilişti kulağıma. '' 14 şubat Sevgililer günü...14 Şubat Atatürk'ün Bozüyük'te savaş meydanını gezdiği gün...''
Değerlerimiz kaybettik ..Unuttuk. Bir tüketim çılgınlığı içinde beynimiz yıkadılar.Çocuklarımıza ne öğreteceğiz? Sevginin büyüklüğünü mü? Herşeyi ama herşeyi sevmeyi mi??? Sevgiliyi, arkadaşı, insanları, ülkeni..Öyleyse tek bir günü beklemek niye? Bir ömür verilmez mi söylemeye? O günün daha değerli bir anlamı varken üstelik yaşadığımız ülke adına...Bu Amerikalılaşma tufanı niye?
Uzun zaman önce mail adresime yine sevdiğimden gelen bir mesaj aklıma geldi sadece bu gün yaklaşırken..Ekonominin çarklarına kapılmadan okuyun istedim.Hikaye yukarıdaki resimde gördüğünüz yaşlı çiftle ilgili. Yazarını ne yazıkki bilmiyorum ama hikaye şöyle :
'' Mut ' un bir dağ köyünde dostlarla birlikte gezerken yaşlı bir karı kocayı gördüm.. Baktım bir kanepenin üzerinde oturuyorlar.
Yüzlerinde bir tebessüm vardı.. Evin halinden ve karı kocanın kılık kıyafetinden maddi durumlarının hiç iyi olmadığı ve yeni bir kanepe alacak güçlerinin olmadığı hemen anlaşılıyordu.
Selamlaştıktan sonra, 'Kanepe kırılmış' dedim... Yaşlı adam büyük bir bilgelikle cevap verdi :
' Biz de sağlam tarafına oturuyoruz..
Kadın da tamamladı, ' He ya yetiyor bize bak ne güzel oturuyoruz'
Sevdiğimin elini daha sıkı sıkı tuttum...
Öyle ya,' Aşk; bu kanepe neden kırık, neden yeni bir kanepe almıyoruz' diye dırdır etmek, şikayet etmek yerine, 'Kanepenin sağlam tarafını paylasmak'değil midir?.. ''
Artı bir söze gerek yok sanırım. Herkese kırıkda olsa bir kanapeyi mutlulukla sevgiyle paylaşabilecek sevgililer diliyorum. Sevmedikten, sevildiğini hissetmedikten sonra mecburiyetten alınmış tektaşın olsa ne yazar..
Hayat bu kadar basit işte...Sevgiyi taa içinde hissetmek...Gözlerle, sözlerle ve zaman mevhumu olmadan..Takvimde herhangi bir günü beklemeden..
Şimdi düşünün 14 Şubat sizin için ne ifade ediyor..Sevgililer Günü mü? Atatürk'ün Bozüyük'te savaş alanını gezdiği gün mü? 11.02.2008
Çok Önemli Not:
Resmin sahibi Sayın Tahir Öztürk .
http://www.fotoritim.com da Tahir Öztürk'ün diğer resimlerinede bakmanız mümkün.
VE İYİ DİNLEMELER...
L-O-V-E - Nat King Cole

PROF DR. TÜRKEL MİNİBAŞ...
7/2/2009 · Kategori: Dusundum tasindim
“Her deli cesur olmaz, deliler korkak da olabilirler. Delilikte yaratıcılık, öteyi görebilmek vardır, ama cesur bir deli bunların hepsini bir araya getirerek analiz yapandır…” PROF.DR. TÜRKEL MİNİBAŞ

Hayat acılarıda içinde barındırıyor ne yazık ki. Dünden beri aldığım mesaj üzerine yine oldukça üzüntülüyüm. Bu gün evde yapılacak onca iş varken elim kolumun kalkmama sebeplerinden biri de aldığım kötü haber .. Öğle saatlerinde Çağdaş Yaşamı Desteklem Derneği Genel Başkan Yardımcısı değerli insan, ülkemizin önemli değerlerinden biri olan Prof.Dr. Türkel Minibaşı yakalandığı mide kanseri aramızdan aldı. 1953 doğumlu bu değerli insanın yapacak daha çok işi varken aramızdan ayırdı. Benim hayat için tek umudum olan bu tür insanların yaşadığını bilmekti oysa. Bir kanadım daha kırıldı sanki. Kendisiyle tanışma şerefine erişememiş olsamda dernekteki toplantılarımızda tanıyanlardan onu dinlemiş olmak bile anlamama yetmişti onun hayatını ülkesine adıyan insanlardan biri olduğuna. Geçen yıl 10 Kasım'da Bodrum dernek başkanımızdan hastalığının en ağır zamanlarını geçirmesine rağmen buz gibi havada Taksim 'deki törende nasıl dimdik duruş sergilediğini dinlemek bile yetmişti onun içindeki Cumhuriyet sevgisini anlamama. Ne yazık ki bu değerli insan artık melek .. Sevenlerine ,tüm ÇYDD gönüllülerine baş sağlığı diliyorum buradan.. Ruhu huzur bulmuştur umarım.
Sizden bir dileğim olacak. Geçtiğimiz aylarda Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan bu değerli insanın röportajını ve onun dilinden yaşam öyküsünü lütfen okuyun. Çok şanslıyım ki röportajı nette bulabildim. Türkel hanımın ülkemiz ve geleceğimiz için ne kadar büyük bir kayıp olduğunu o zaman daha iyi anlayacaksınız.. Sevgilerimle..
Türkel Minibaş: Cesaret, Delilik ve Yaşamak...
"Türkel Minibaş iktisat profesörü, köşe yazarı... Dikbaşlı bir kadın, okur da yazılarını “sert” buluyor. Oysa sertlik dedikleri safının netliğinden kaynaklanıyor; işsizlerden, yoksullardan, gençlerden ve örgütlenmelerinden yana. Kadınlara cadılığı, erkeklere iktidarla ilişkilerini sorgulamalarını öneriyor....""Cesur mu, deli mi? Belki de yakılmayı umursamayan bir cadı! Eğer cadıysa da bir sınıfı var, hayatı sınıflar üzerinden okuyor. Dik başlı. Neşeli bir asi. Bildiğini yazıyor, bildiğini okuyor. Tek kafa karıştıran yanı ismi, onu yazılarından tanıyanlar erkek sanıyor. Gerçek ortaya çıkınca düşüncenin ve yazının erkeğin tekelinden çıkma hali kadınları için için sevindiriyor, ihtimal erkekleri kıskandırıyor. Oysa onun erkeklerle bir rekabeti yok, sadece varoluşunu yaşıyor… "
Devamını okuyun...
Ayrıca özgeçmişini ve çalışmalarını görmek içinde buraya tıklayın
« Önceki ::


